BÜTÜN İNSANLARDAN ÖZÜR DİLEYİN!

Charles Darwin evrim teorisini ortaya attığı Türlerin Kökeni kitabını yazdığında amacı hayatın kökenine bir açıklama getirmekti. Daha doğrusu bu iddia ile ortaya çıkmıştı. Ne var ki, Türlerin Kökeni'ni okuyanlar, hayatın ilk olarak nasıl başladığı sorusuna bir cevap bulamadılar, hatta Darwin bu konuya değinmemişti bile. Bunun en önemli nedeni, bir Yaratıcı'nın varlığını inkar eden Darwin'in bu soruya vereceği bir cevabının bulunmayışı idi.

Darwin'in bu konuya cevap verememesinin bir diğer nedeni ise yaşadığı dönemin az gelişmiş bilim ve teknoloji seviyesi idi. 1800'lü yıllarda bilim adamlarının ne hücrenin muazzam yapısından, ne de hücre çekirdeğinde yer alan dünyanın en büyük bilgi bankasının varlığından haberleri vardı. Dolayısıyla bunların nasıl oluştuklarını açıklama gereği duyamazlardı. Hayatın "protoplazma" adı verilen basit bir madde ile başladığını düşünüyorlardı. Protoplazma ise karbondioksit, oksijen ve nitrojen gibi basit kimyasalların tekrar tekrar birleşmeleri ile tesadüfen oluşmuştu. Hatta dönemin bilim adamlarından Ernst Haeckel ve Julian Huxley'e göre, sodyum kloride eklenerek nasıl doğal olarak tuz elde ediliyorsa, pekala bir kaç kimyasal bileşerek canlı bir hücreyi oluşturabilirdi.

1800'lü yılların bilim seviyesine baktığımızda, o dönemde bilimin günümüzün amatör bir araştırmacısının veya bir ortaokul öğrencisinin sahip olduğu bilgilerle sürdürüldüğünü ve bu yüzden de son derece ilkel çıkarımlara varıldığını görüyoruz. Charles Darwin hem bu düşük seviyeli bilgiler, hem de kendisinin hiçbir eğitimi olmaması nedeniyle, teorisini şekillendirirken, inanılması imkansız birçok iddiayı öne sürebilmişti. Döneminin koşulları gözönünde bulundurulduğunda Darwin'in büyük yanılgısı mazur görülebilir belki. Peki ama, ya günümüzün "gözü kara" bilim adamları? Gözü kara diyoruz çünkü günümüzde, ortaokul bilgisine sahip bir çocuğun dahi kabul edip inanamayacağı iddialara, bazı bilim adamları körü körüne inanabiliyorlar. Bunun için mutlaka gözlerini karartıyor olmaları gerekir.

İlk olarak, evrimcilerin ilk canlı hücresinin tesadüfler sonucunda bazı cansız maddelerin bir araya gelmeleri ile oluştuğu iddiasına olan inançlarını düşünelim. Evrim teorisine göre, ilkel dünyada, canlılık için gereken cansız maddeler (karbon, fosfor vs.), yüzbinlerce madde arasından birbirlerini bulmuşlar, sonra kendi aralarında kusursuz bir organizasyon sağlayarak ilk canlı hücresini oluşturmuşlar. 1800'lü yılların köhne laboratuarlarında hücreyi basit bir leke zannedenler için bu belki inanılabilir bir iddiadır. Ancak bugün hücrenin basit bir leke olmadığı, hatta New York şehrinden çok daha kompleks bir yapılanmaya sahip olduğu bilinmektedir.




Bir hücrenin var olabilmesi için çok büyük bir bilgi, son derece usta bir tasarım, büyük ve yüce bir akıl ve bilinç gereklidir. Bugün 21. yüzyılda sahip olunan bilgi ve teknoloji birikimi ile, zeki ve tecrübeli, bilinçli bilim adamları bir araya gelerek, rastlantılara yer vermeden, istenmeyen durumları eleyerek çalışabildikleri halde, en basit bir bakteri hücresini dahi cansız maddeleri sentezleyerek üretememişlerdir. Tüm bu elverişli koşullara rağmen üretilemeyen hücre, acaba son derece elverişsiz ve sadece tesadüflerden medet umulan bir ortamda nasıl olup da oluşmuştur? Elbette ki bunu tesadüfle açıklamak imkansızdır. Bu imkansızlığı orta seviyede bir bilgiye sahip insanlar dahi kolaylıkla görebilirlerken, bazı bilim adamlarının ısrarla görememeleri, çok şaşırtıcıdır. Şaşırtıcı olduğu kadar da, evrim teorisinin perde arkasındaki karanlığını vurgulamaktadır.

Evrim teorisi, sadece hücrenin oluşumunu açıklama konusunda değil, her iddiasında büyük bir acizlik içindedir ve adeta çıkmaz sokak gibi her konuda tıkanıp kalmıştır. Hücre değil, canlılığın yapıtaşı olan tek bir aminoasiti bile laboratuar ortamında üretememişler, evrimin mekanizmaları olarak açıkladıkları doğal seleksiyon ve mutasyona tek bir delil sunamamışlar, tek bir ara geçiş formu fosili sergileyememişlerdir. Tek bir delil de olmadığı için teori günümüzde bile “teori” olarak kalmıştır. Aslında,  bazı bilim adamlarının da belirttiği gibi tarihe “komedi” olarak geçmelidir.

İnsan kendisini Evrim Teorisi denilen bu büyüden kurtarır; açık, önyargısız ve özgür bir biçimde düşünürse, apaçık olan gerçeği görür. Modern bilimin de her yönden gözler önüne serdiği bu kaçınılmaz gerçek, canlıların bir tesadüfler zinciri sonucunda değil, üstün bir yaratılış sonucunda var olduklarıdır. İnsanoğlu sadece kendisinin nasıl var olduğunu, bir damla sudan nasıl oluştuğunu düşünse ya da herhangi bir canlının mükemmel özelliklerini incelese bile, bu yaratılış gerçeğini kolaylıkla görebilir.

Evrim teorisinin gerçek yüzünü gözler önüne seren tüm çalışmalar, meydanın "boş" olduğu düşüncesinin verdiği yersiz cesaretle, uzunca bir zamandır yazılı ve görsel basında evrimci bir propaganda sürdürenlere de gereken cevabı vermektedir. Darwinistler artık daha fazla komik duruma düşmeden, ayak diremekten vazgeçip özür dileme yoluna gitmelisiniz!..